Bugünkü makalemizde “Kurandaki ilk kelime nedir” ile ilgili dikkat edilmesi gereken noktaları inceliyoruz.
Kurandaki ilk kelime nedir? “İkra” ile başlayan büyük hikâyeye küçük bir İzmirli’nin gözünden bakış
İzmir’de sabahları güne başlamanın kendine has bir ritüeli vardır. Kimi kordonda yürüyüş yapar, kimi boyozun yanında çayını arar, kimi de daha gözünü açmadan telefondaki bildirimlere bakıp hayatla pazarlığa başlar. Ben de o üçüncü gruba biraz fazla yakınım. Daha yataktan kalkmadan “Bugün erken kalkacağım” diye kendime söz verip beş dakika sonra alarmı susturup tavana bakarken bulabilirim kendimi.
Bazen düşünüyorum, insanın kafasının içinde küçük bir toplantı odası var sanki. İçeride sürekli farklı sesler konuşuyor.
“Bugün verimli olmalısın.”
“Önce bir kahve içelim.”
“Telefonu bırak.”
“Bir dakika, şu mesaja bakayım.”
“Bir dakika dediğin şey 45 dakika oldu.”
Benim iç sesimle aram biraz kalabalık. Dışarıdan bakınca arkadaş grubunda sürekli espri yapan, ortamın sessizliğini bozmak için fırsat kollayan biri gibi görünürüm. Ama eve gelince bazen en küçük şeyi bile uzun uzun düşünen bir tarafım çıkar ortaya. Bir arkadaşımın söylediği tek cümleyi gece yatağa yatınca analiz ettiğim çok olmuştur.
Tam da böyle bir düşünce dolaşırken aklıma çok temel ama çok derin bir soru geliyor:
Kurandaki ilk kelime nedir?
Bu soru ilk bakışta kısa bir bilgi sorusu gibi duruyor. Hani arkadaş ortamında biri sorar, herkes bir tahmin yürütür, sonra konu başka yere kayar ya… Ama biraz düşününce insanın karşısına sadece bir kelime değil, büyük bir anlam dünyası çıkıyor.
Kurandaki ilk kelime nedir? Cevap: İkra
Kur’an’ın ilk indirilen ayetlerinde geçen ilk kelime “İkra”dır. Arapça “اقْرَأْ” şeklinde yazılan bu kelime, genel olarak “Oku” anlamına gelir.
İlk vahyin başlangıcında Hz. Muhammed’e (s.a.v.) gelen ilk emir olarak kabul edilen bu kelime, Alak Suresi’nin ilk ayetlerinde yer alır. Devamında “Yaratan Rabbinin adıyla oku” anlamındaki ifade gelir.
Şimdi burada durup biraz düşünmek gerekiyor.
Böyle büyük bir metnin başlangıcında neden “Kalk”, “Yürü”, “Konuş” ya da “Savaş” gibi başka bir kelime değil de “Oku” kelimesi var?
İnsanın aklına ister istemez şu geliyor:
“Demek ki ilk mesele görmek değil, anlamaya çalışmak.”
Benim gibi bazen bir mesajı üç farklı şekilde yorumlayan biri için bu kelimenin ayrı bir anlamı var. Mesela bir arkadaşım mesaj atıyor:
“Tamam.”
Şimdi bu kelime tek başına masum gibi duruyor değil mi?
Ama benim zihnim:
“Tamam derken gerçekten tamam mı dedi?”
“Biraz soğuk mu yazdı?”
“Bir sorun mu var?”
“Yoksa sadece hızlı yazıp geçti mi?”
Sonra arkadaşımı arıyorum.
“Bir şey mi oldu?”
“Hayır, neden?”
“Mesajın biraz farklı geldi.”
“Abi sadece tamam yazdım.”
İşte bazen insanın ihtiyacı olan şey gerçekten “oku”mak. Ama sadece harfleri değil; insanı, hayatı, kendini ve yaşananları doğru okumak.
“Oku” emrinin günlük hayattaki komik karşılığı
Günümüzde okumak deyince çoğumuzun aklına kitap geliyor. Kitap okumak elbette çok değerli. Ama hayatın içinde de sürekli bir şeyleri okuyoruz.
Annemizin yüz ifadesini okuyoruz.
Arkadaşımızın ses tonunu okuyoruz.
Bir ortamda kimin mutlu, kimin dalgın olduğunu anlamaya çalışıyoruz.
Hatta bazen markette indirim yazısını bile yanlış okuyabiliyoruz.
İzmir’de bir gün arkadaşlarla markete girdik. Büyük harflerle “%50 indirim” yazıyor. Hepimiz heyecanlandık. Çünkü insan psikolojisi çok ilginçtir; “indirim” kelimesini görünce beynin içinde küçük bir alışveriş sireni çalıyor.
“Bunu almamız lazım.”
“Neden?”
“Çünkü indirimde.”
“Ama ihtiyacımız yok.”
“Olsun, artık ucuz.”
Kasaya geldik. Fiyat beklediğimiz gibi çıkmadı.
“Abi bu ürün indirimli değil miydi?”
Kasiyer sakin şekilde:
“İndirim başka üründe.”
O an anladım ki insan bazen sadece yazıyı değil, istediği şeyi okuyor.
Hayatta da böyle değil mi? Bazen gerçekleri değil, görmek istediğimiz şeyleri okuyoruz.
İlk kelimenin “Oku” olması neden düşündürücü?
Kur’an’ın ilk kelimesinin “İkra” olması, bilgiye ve öğrenmeye verilen önemi gösteren güçlü bir mesaj olarak değerlendirilir.
Çünkü okumak sadece bir metni seslendirmek değildir. Okumak; anlamak, araştırmak, fark etmek ve üzerinde düşünmektir.
Ben küçükken kitap okumaya pek sıcak bakmazdım. Kitabı elime alınca sanki kitap bana kişisel bir meydan okuma yapıyormuş gibi hissederdim.
“Bakalım kaç sayfa dayanabileceksin?”
Ben:
“Sen görürsün.”
Beş dakika sonra:
“Biraz televizyona bakayım.”
Sonra televizyon.
Sonra telefon.
Sonra mutfaktan bir şeyler alma bahanesi.
Sonra gün biter.
Ama büyüdükçe fark ettim ki mesele sadece kitap bitirmek değilmiş. İnsan kendisini de okumayı öğreniyor.
Neden sinirlendiğini…
Neden bazı sözlere kırıldığını…
Neden bazı hayallerin peşinden koştuğunu…
Bunların hepsi insanın kendi kitabını okumaya benziyor.
Arkadaş ortamında “Kurandaki ilk kelime nedir?” sorusu
Arkadaş grubumuzda bazen ciddi konular bile birkaç dakika içinde komediye dönüşebilir. Bir akşam sohbet ederken konu bir şekilde bilgi sorularına geldi.
Arkadaşım sordu:
“Kurandaki ilk kelime nedir?”
Herkes düşünmeye başladı.
Biri:
“Besmele olabilir mi?”
Diğeri:
“Fatiha’nın başlangıcı diye hatırlıyorum.”
Ben ise klasik ben hâlimle hemen cevap vermek istedim ama emin olamadım.
İç sesim:
“Sakın yanlış cevap verme.”
Diğer ses:
“Ama herkes senden cevap bekliyor.”
İç sesim:
“Beklemiyorlar, sadece susuyorlar.”
Sonunda cevap geldi:
“İkra.”
Sonra biraz sessizlik oldu.
O sessizliklerden hep hoşlanırım. Çünkü bazen bir kelime, uzun konuşmalardan daha fazla şey düşündürüyor.
“Oku” kelimesi sadece geçmişe değil bugüne de hitap ediyor
Bazen eski dönemlerde söylenmiş sözlerin bugünkü hayatla bağlantısını kurmak zor olabilir. Ama “Oku” kelimesi bugün de çok canlı bir anlam taşıyor.
Çünkü günümüzde bilgi çok fazla. Telefonumuzda birkaç saniyede binlerce bilgiye ulaşabiliyoruz. Ama asıl mesele bilgiye ulaşmak değil, doğru anlamak.
Her gördüğümüze inanıyor muyuz?
Her duyduğumuzu araştırıyor muyuz?
Bir insan hakkında karar verirken onu gerçekten tanıyor muyuz?
Sosyal medyada herkes hayatının en güzel anlarını gösteriyor. Bir bakıyorsun herkes tatilde, herkes mutlu, herkes mükemmel.
Sonra insan kendi hayatına bakıyor:
“Ben neden böyle değilim?”
Ama biraz dikkatli okuyunca anlıyorsun. O görüntü sadece hayatın küçük bir parçası.
İnsanların da kitaplar gibi kapağı var. Bazı sayfaları hemen görünmez.
Kendimi okumaya çalıştığım zamanlar
25 yaşında olmak garip bir dönem. Çocukluk tamamen geride kalmış gibi ama insan hâlâ birçok konuda kendini arıyor.
Arkadaşlarla otururken kahkahalar atıyorum.
Birileri bana:
“Sen çok rahatsın.”
diyor.
Ben de gülüyorum.
Ama bazen gece herkes uyuduktan sonra günün muhasebesini yapıyorum.
“Bugün doğru bir şey yaptım mı?”
“Birini kırdım mı?”
“Daha iyi ne yapabilirdim?”
Belki de insanın kendisini okuması biraz böyle bir şey.
Kendi hatalarını görebilmek.
Kendi güzel yanlarını fark edebilmek.
Sürekli kendini eleştirmek yerine kendini anlamaya çalışmak.
Kurandaki ilk kelime nedir? Sorusu aslında bize ne anlatıyor?
Bu sorunun cevabı sadece bir kelime öğrenmekten ibaret değil. “İkra” bize düşünmenin, öğrenmenin ve anlam arayışının önemini hatırlatıyor.
Bir kelime bazen bir kapı gibi oluyor. Kapıyı açınca arkasından daha büyük sorular çıkıyor.
Benim için de bu kelime biraz hayatın özeti gibi geliyor.
Çünkü insan sürekli bir şeyleri okuyor.
Bazen bir kitabı.
Bazen bir insanın kalbini.
Bazen kendi geçmişini.
Bazen geleceğe dair hayallerini.
Yanlış okuduğumuz zaman yanılabiliyoruz. Eksik okuduğumuz zaman bazı şeyleri kaçırabiliyoruz. Ama anlamaya çalıştığımız zaman hayat biraz daha anlamlı hale geliyor.
Son söz: Belki de hepimizin ihtiyacı olan ilk kelime
Günün sonunda İzmir’de bir sahilde otururken, elimde çayla insanları izlemek bile bana küçük bir okuma gibi geliyor.
Kim acele ediyor?
Kim mutlu görünüyor ama içinde başka şeyler taşıyor?
Kim sadece sessizce günün tadını çıkarıyor?
Hayatın her köşesinde okunacak bir şey var.
Belki de Kur’an’ın başlangıcındaki “İkra” kelimesinin düşündürücü tarafı burada yatıyor. İnsan sadece gözleriyle değil, aklıyla ve kalbiyle de okumayı öğreniyor.
Çünkü bazen en büyük keşif, dışarıdaki dünyayı değil, insanın kendi içindeki dünyayı anlaması oluyor.
Ve belki de bütün mesele tek bir kelimeyle başlıyor:
Oku.