Eskize Edilmek Ne Demek? Bir Hayal Kırıklığının Ardında
Eskize edilmek… Bu kelime, birine dair düşündüğün her şeyi dışarıya koymaya çalışırken, en sonunda hep yarım kalması gibi. Bir şeyin tamamlanmadan, bir iz bırakarak sona ermesi gibi… Gönlünde bir şeylerin eksik kalması gibi… Belki de duygusal bir yarım kalmışlık, bazen bir resmin hatalı bir çizimi, bazen de umudun bir çeyrek saatlik rüyası gibi… Bu yazıda, eskize edilmek ne demek sorusunu anlamaya çalışırken, bir hayal kırıklığının kalbime nasıl işlediğini, neler hissettiğimi ve nasıl bir şeyin eksik olduğunu anlatacağım.
Bir Yaz Akşamı, Kayseri’nin Sessizliğinde
Bazen insanın ne kadar gürültülü bir dünyada yaşadığını unutması gerekir. Kayseri’nin sessizliğinde, bir yaz akşamı, odamın penceresinden dışarıya bakarken, güneşin batışı ve akşamın soğuk rüzgarı beni alıp götürmüştü. O an, kendimi çok yalnız hissediyordum. Yalnızlık değil, başka bir şey. Kendi içimde kaybolmuşluk, içinde yaşamış ama dışarıda var olmamışlık hissi vardı. Bir yandan da, düşüncelerim bir türlü anlam kazanamıyordu. Şehirdeki insanlar, koşuşturmakla meşguldü, ama ben onlardan farklıydım. Birine, bir şeye ait olmanın verdiği o rahatlık yoktu. Oysa… birileri vardı, her zaman kalbimde o özel yeri dolduran.
Sinem… Yıllardır yakın arkadaşımdı. Bazen birbirimize öylesine derin şeyler söylerdik ki, birini anlamak, o kadar büyük bir uğraş gerektiriyordu. Ama bir anlık kayıtsızlık, bir kesik an, bizim o kadar kolay kırılmamıza neden oldu. Bir akşam buluştuğumuzda, onunla ne kadar normal ve rahat bir sohbet yapabileceğimi düşündüm. Ama, konuştukça, cümlelerim eksik geliyordu. Sanki söylediklerim yerini bulmuyordu, sesim bir yankı gibi kayboluyordu.
Eskize Edilmek: Bir Yarım Kalmışlık
Sinem, bana her zaman hayata farklı açıdan bakmayı öğretmişti. Kendini gizlemeyen, hislerini doğrudan anlatan bir insandı. O gece, bana bir şeyler söylediğinde, ne kadar hafif hissettiğimi fark ettim. Bir hikaye anlatıyordu, ama tam anlamıyla anlatamıyordu. Birbirimize bakarak konuştuk ama sanki söylediklerimiz birbirimizi görmeye yetmiyordu. O an, düşündüm: Eskize edilmek ne demek? Bir insanın her söylediğinin bir eksiklikle, yarım bir çizgiyle sonlanması mıydı? Sözlerimiz bir an olsun kesildi, aramızda bir boşluk oluştu. O an, tam ne düşündüğümü bilemedim, ama hayal kırıklığına uğramıştım.
Eskize edilmek, bir resmi çizmek gibiydi aslında. Çizeceğin her şeyin, sonunda tamamlanması gerektiği gerçeği… Ama sen bir kenara bırakıp gitmek zorunda kalıyorsun. O an, işte o an, resmin tamamlanamaması çok ağır gelmişti. Sinem’in bakışları, biraz kırık ve biraz yalnızca bana ait gibiydi. Ama ne kadar sürecekti bu? Birileri, başkasını gerçekten ne kadar anlayabilir ki? Birini eskiz gibi görmek, eksik ve tam olmayan bir biçimde, o kişiye karşı duyduğun tüm duyguyu eksik anlamak demekti.
Bir Kalp, Bir Duygu, Bir An: İki Yüzeyde Kırık Çizgiler
Bir gün, yavaşça pencerenin önünde bir çay içiyorum. Yağmur sesi, odama huzur getiren o eski huzur… Sinem’le olan o küçük tartışmadan sonra, daha fazla ne söyleyeceğimi bulamıyordum. O an, bir şeye karar verdim. Birini eskize etmek, ona değer vermek demek değildi. O, bir taslak gibi duruyordu. Ama ben onu tam anlamıyla görmek istiyordum. Kendim de bazen bir eskiz gibiydim. Ama bir başkasının seni eksik anlaması, seni tanımadığını hissettirmesi, kötü bir şeydi. Kalbimdeki boşlukları, çizdiğim bir çizgiyle doldurmam gerekmiyor muydu?
Bazen, duygularını bir resme dökmek bile yetmiyor. Bir şeyin tam olmaması, kalbinin hafifçe sızlamasına yol açabiliyor. İşte, bu hayal kırıklığıyla birlikte, bir şeyin daha eksik olduğunu fark ediyorsun. Sinem’le de böyle oldu. O gün bir türlü tamamlanmayan bir sohbet, bir yarım kalmışlıkla sona erdi. Belki de eskize edilmek, birinin seni gerçekten anlamaması demekti. O an, duygusal bir çöküş yaşadım. İnsanların seni tam anlaması gerektiğini düşündüğün o anlar… Sözler bazen, duygular kadar anlamlı olmayabiliyor.
Bir Yarım Resim, Bir Tam Duygu
O gece, odamda yalnızdım. Elimde eski defterim, tekrar bir şeyler yazmak için açtım. “Eskize edilmek ne demek?” diye yazdım defterime. Ama sonra fark ettim ki, bu soruya ne cevap yazarsam yazayım, bu his geçmeyecekti. Bir çizecek kadar değer verdiğim insanı tam anlamadığını düşünmek, beni kırıyordu. Ama o kadar derinden düşündüm ki, bir şeyi tam anlamanın ve tamamlamanın zaman alması gerektiğini fark ettim. Belki de her şeyin hızla tamamlanması gerekmiyordu. Belki de bir şeyin tam olması için, önce biraz daha eksik kalması gerekiyordu.
Ertesi sabah Sinem’le buluştuk. Hiçbir şey söylemedim, sadece gülümsedim. O an, eksik ve yarım kalmış her şeyin anlam kazandığını fark ettim. İnsanlar, bazen sadece eksik olan bir duyguyu kabul ettikleri zaman birbirini tam anlayabiliyorlar. Birlikte geçirdiğimiz o anlar, belki de tamamlanmamış bir resmin çizimi gibi oldu. Ama bu kez, hiçbir şeyin tam olması gerekmedi. Bir yarım kalmışlık, belki de her zaman daha anlamlı oluyordu.
Sonuç: Eskize Edilmek, Bazen Tam Olanı Bulmaktır
Eskize edilmek ne demek? Bazen bir şeyin eksik olması, tam olmadığını hissetmek, anlamını bulmanın ilk adımı olabilir. Sinem’le yaşadığım o anı hatırladıkça, eksik kalmanın ve yarım bir hikâyenin değerini fark ettim. İnsanlar birbirini anlamadığında, bir şey eksik kalıyordur. Ama bazen, eksik olmak, her şeyin daha değerli olmasını sağlar. Çünkü hiçbir şeyin tamamlanması, ona dair verdiğimiz çaba kadar kıymetli olamaz.
Belki de eskize edilmek, bir insanın kalbinde uzun süre kalmayı becerebilmek demektir. Tam olarak bitmesek de, birbirimize yeterince değer veriyorsak, her şey tamamlanır.