Keman Hangi Millete Aittir? Bir Müzik ve Kimlik Arayışı
Kayseri’nin arka sokaklarında bir akşam rüzgarı esiyor. Hava serin, ama ben hâlâ içimi ısıtmaya çalışıyorum. Kafamda deli sorular… Keman hangi millete aittir? Bu soru, aslında basit bir şey gibi görünse de beni yıllardır içsel bir yolculuğa çıkarmıştı. O soruyu ilk duyduğumda, hissettiğim şey tam olarak hayal kırıklığıydı. Çünkü hayatım boyunca kemanı hep bir yabancı müzik aleti olarak gördüm. Birçok kültürün içinde yer alan bir enstrüman… Ama bir yerlerde, belki de derinlerde, her şeyi sarsacak bir şey vardı.
1. Bir Müzik Yolu: Kemanın İçinde Bir Hikaye
Kayseri’de büyürken, keman sesi her zaman uzak bir yankıydı. Hatırlıyorum, küçük bir çocukken annemle birlikte pazara giderken, her köşe başında bir keman sesi duyardık. O zamanlar, sadece güzel bir müzik sesi olarak dinlerdim, ne olduğunu anlamadan… Kemanı bir zamanlar sadece zenginlerin çaldığı, kültürel olarak uzakta bir şey olarak düşünmüştüm. Bir gün, lise yıllarımda, annem bana bir keman hediye etti. “Hayatın boyunca hep duygusal, içsel bir yolculuğa çıkacaksın,” demişti. “Bununla da belki bir adım atarsın.”
Evet, belki de annemin bana verdiği keman, o zaman hayatımda bir dönüm noktasıydı. Kemanın her teliyle tanıştıkça, içimdeki o yabancı duyguları, o soruyu, yavaşça çözmeye başladım: Keman hangi millete aittir?
2. Kemanın Beni Bulduğu O An
Bir gün, Kayseri’nin sakin bir köyünde, bir sokakta karşılaştığım yaşlı bir kemancı bana her şeyi öğretti. Yaşlı adamın kemanı neredeyse ölü bir enstrüman gibiydi. Telleri aşırı gerilmişti, boynu neredeyse çatlamıştı. Ama ses… O sesi duyduğum an, hayatımda hiç duymadığım bir şeyi hissettim. İçimdeki boşluk bir anda doldu. Kemanın, sadece bir alet olmadığını fark ettim. O, binlerce yıldır dünyanın dört bir yanında farklı insanlara ait olmuş bir yaşam biçimiydi.
O an, şunu düşündüm: Keman hangi millete aittir? Hangi millete ait olduğu önemli değildi. Keman bir zamanlar insanlara kendilerini anlatabilme, duygularını paylaşabilme aracıydı. Bir çocuğun hayalleri, bir kadının aşkı, bir adamın yalnızlığı… Hepsi bir kemanla anlatılabilirdi. Keman, tıpkı insanlık gibi, hepimizin ortak bir melodisi haline gelmişti.
Ve işte, o an, içimdeki tüm o duygusal karmaşa yok oldu. Kemanın hangi millete ait olduğunu sorgulamak, gereksizdi. O, sadece bir araçtı; asıl önemli olan, nasıl bir melodi çıkardığıydı.
3. İçimdeki Kararsızlık: Hayal Kırıklığı ve Umut
Yine de, bazen kemanın tellerinde kaybolurken, bazen de kararsızlıklarım yeniden baş gösterdi. Her keman çaldığımda, o soruyu kafamda tekrar ediyordum: Keman hangi millete aittir? Hayal kırıklığı… Belki de bu kadar derin bir soruya bir cevap bulamamak… Herkesin müziği, kültürü ve kimliği farklıydı. Kemanı nasıl anlatsak da, bir şüphe hep vardı: Benim kemanım gerçekten Kayseri’ye mi aitti?
Bir yanda, annemin bana hediye ettiği keman vardı. O keman, Kayseri’nin sıcak sokaklarında, yılların birikimiyle özdeşleşmişti. Ama bir diğer yanda da, kemanın evrenselliği vardı. Bu, beni bir parça kaybolmuş hissettirdi. Belki de her insanın ruhunda bir keman vardı, ama her keman, sadece belli bir coğrafyaya ait olmamalıydı.
Hüzünlüydü, ama bir yandan da umutluydum. Her keman, her kültür, her melodi birbiriyle buluşabilirdi. Kemanın ruhu, belki de sadece dünyaya aitti.
4. O Melodi: Kemanın Duygusal Yolculuğu
Bir gün, sabah erken saatlerde, kemanımı alıp şehre çıktım. Kayseri’nin taş sokaklarında, insanların sabahları sakin adımlarla yürüdüğü bir günde, kemanımı çalmaya başladım. Çaldıkça, içimdeki karmaşa da çözülmeye başladı. Kemanın telleri, notalarla birleştiğinde, bir anlam buluyordu. O an fark ettim ki, keman her millete ait olamazdı. O, yalnızca duygularımıza, hikayelerimize ve kimliklerimize aitti.
Kemanım, şehri yankılarken, kalbimde yeni bir his uyandı. Bütün bu duygular, kemanın tınısıyla birleşmişti. Keman hangi millete aittir? sorusunun cevabı, aslında hiç de önemli değildi. Keman, bir insanın içindeki en saf haliyle buluştuğu, hislerinin en derinine inebildiği bir enstrümandı.
5. Sonuç: Kemanın Milleti
Kayseri’deki bir sabah, kemanımın tınısıyla, bu soruya nihayet bir cevap buldum. Kemanın milleti, aslında bizlerin duygularıyla şekillenir. Kimseye ait değil, ama herkese ait. O yüzden kemanı bir millete, bir coğrafyaya ait bir şey olarak düşünmek bana çok dar bir çerçeve gibi geldi. Kemanın gerçek yeri, bir insanın ruhunun derinlikleriydi. O yüzden, belki de bu soruyu hiç sormamalıydım. Kemanın milleti yoktu; o sadece herkese aitti.